Ruh Beyin Akıl Zeka

Ruh bildiğimiz fiziki ortamla kayıtlı olmayan, ölümsüz, metafizik bir varlıktır. Belirli bir süre bedenle birliktedir ve daha sonra ait olduğu yere, asli vatanına dönecektir. Ruh bizi biz yapan esas unsurdur. Beynimizin bir fonksiyonu olan bilincimiz ise ruhun evrene açılan penceresidir. Çeşitli türleriyle zeka beynin bir fonksiyonudur. Akıl ise ruhun fonksiyonudur. 

Beyin; esas hücreleri, destek hücreleri ve diğer içeriğiyle anatomik bir yapıdır, yani maddedir. Ruh ise maddeden öte, metafizik bir öğedir. Bu ikisi arasındaki sıkı ilişki beyindeki nöronlar vasıtasıyla sağlanır. Yani nöronlar fiziki ortamla metafizik ortam arasında bir nevi köprü vazifesi görürler. 

Beyin sapında bulunan retiküler formasyon, beynin serebral korteks dediğimiz kısmı ile ve diğer kısımlarla yaptığı bağlantılarıyla beyni aktif durumda tutar, kişinin uyanık ve bilinçli olmasını sağlar. Vücudun en uç noktalarından ve dış ortamdan uyarı ve bilgiler sinir lifleriyle retiküler formasyona gelir. Serebral korteks ile sıkı irtibat halinde olan retiküler formasyon uyanıklık ve dikkat gibi beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde çok önemli rol oynar ve kişiyi bilinçli tutar (ascending reticular activating system).

Beyin sapındaki çekirdekler ve beynin diğer tüm elemanları da bu yapıya eklenince ortaya muhteşem bir aygıt çıkar. Dünyadaki tüm telefon şebekelerini ve internet ağlarını birleştirseniz muhteşem beynin yanında basit kalır. Bu harika sistem ve muhteşem ağ, vücudun en uç noktalarına kadar uzanır. Bu harika yapı tarafından üretilen bilinç, dünya hayatında ruhun evrene açılmasını sağlar. Ruh, bilinç fonksiyonunu kullanarak hem bildiğimiz maddi evrenin, hem de kendisinin farkında olan bir cevherdir.

Bilinç ne büyük bir nimettir. Bir varlık için en değerli şey bilinçtir. Çünkü bir varlık ancak bilinciyle kendi varlığını ve çevresini, evreni, alemleri algılayabilir. Bilinçsiz bir varlık için hem kendisi hem de çevresi yok hükmündedir. Yani “ben varım” diyebilmek için öncelikle bir bilinç gereklidir. Bizler bilincimizle varız. Bir insan veya varlık için en önemli şey öncelikle var olabilmektir. Var olduğumuzu ise ancak bilincimizle anlıyoruz. Varlığımız bizim için anlam kazanıyor. Öyleyse bilinç bize bahşedilen en önemli, en değerli nimettir. Akıl ise ancak fonksiyon olarak bilinçli bir ünitede ortaya çıkabilmektedir ve dolayısıyla bize bahşedilen en önemli ikinci nimettir. Akıl ile iyiyi kötüden ayırt eder, tercihler yaparız. Akıl doğruya götürür, tekamül ettirir ve ebedi hayatı kazandırır. Akıllı insanlar dünya hayatında da nispeten daha rahat ederler. Bilinç ve akıldan sonra dünya hayatındaki en büyük nimet sağlıktır. Vücut sağlığı dünya hayatında bilincin açık kalmasını sağlar ve yitirilmesi halinde ileri dönemde bilinç ortadan kalkar. İşte sağlık bu derecede önemlidir. Ayrıca sağlık, mutluluğa giden yolda akıl ile birlikte en önemli rolü oynar.

Günümüzden yaklaşık bin yıl kadar önce yaşayan Firdevsi“Doğu’nun İlyadası” olarak kabulu edilen Şehname adlı önemli eserinde diyor ki: “Akıl, Tanrı’nın sana verdiği bütün şeylerin en iyisidir. Aklı övmek, yürünecek en iyi yoldur.”

Bilinç, ruhun evrene ve evren ötesine açılan penceresidir. Ruh sahip olduğu bilinçle hem çevresini hem de kendisini algılayabilir. Varlık alemindeki tüm bilinçli varlıklar karşılıklı olarak böyle birbirlerini algıladıkça harika bir anlam zenginliği ortaya çıkar. Ayrıca varlık aleminin tamamının da her an Allah tarafından kesintisiz olarak algılanması ve bunun ebediyen devam edecek olması ne şahane bir durum, ne büyük bir müjdedir. Çünkü Berkeley diyor ki: ”Var olmak algılanmaktır.”

İnsan ruh ve bedenden oluşmaktadır. Bizi biz yapan esas cevher ruhtur. Fakat beden de önemli ve mübarektir. Çünkü dünya hayatında ruhu bünyesinde barındırmaktadır. Ölüm, ruhun biyolojik bedenle olan bağının kopmasıdır. Beyinde geri dönüşü olmayan değişiklikler meydana gelince artık beyin fonksiyonlarını yapamaz olur, bilinç kapanır. O kişinin öldüğü kabul edilir. Halbuki ölen sadece beyindir, bedendir. Bu şekilde kişi canlılığını yitirir ve beyin ölümü gerçekleşirse, o aşamadan sonra bilinç varlığını sadece ruhta devam ettirir. Ölümsüz ruh ise ait olduğu yere, yani asli vatanına döner. Özüne kavuşur.

Döllenmiş ilk hücre teşekkül ettikten sonra bölünerek çoğalmaya başlar ve zamanla gerekli değişimler geçirilerek bir birey ortaya çıkar. Bu yapı içinde bir süre sonra “İlahi Enerji” yani ruh meydana gelir. Kutsal metinlerde sözü edilen “Tanrı’nın Üflemesi” olayı işte budur. Böylece “İlahi Enerji” yani bizi biz yapan asıl cevher olan ruh, insan organizması içinde ortaya çıkar. Teşekkül etmeye başlayan bireyin tüm özelliklerini ilk hücre aşamasından itibaren genler boyayıp şekillendirirler. Genlerin öncülüğünde hücreler planlı bir şekilde farklılaşarak beyni ve sinir sistemini oluştururlar. Ruh, işte bu sistem içinde ortaya çıkarak fonksiyonlarını icra etmeye başlar.

Beyin, sinir telleri aracılığıyla vücudun her organına ve en uç noktasına kadar uzanır ve fonksiyonlarını icra eder. Tam bir patrondur. Ancak muhteşem beyin aslında ruhun elinde bir enstrümandır. Yani patronun da patronu vardır ve o gerçek patron ruhtur. Dolayısıyla “bilinç”, “akıl”, “zeka”, “irade” ve “nefis” sonuçta ruhun fonksiyonlarıdır. “Zihin” ise bunların birlikteliğinden oluşan çoklu bir fonksiyondur. 

Ruh, beyin denen muhteşem enstrümanı kullanarak organizmanın varlığını devam ettirir, rutin işlerini yaptırır. Akıl ruhun fonksiyonudur. Zeka ise öncelikle beynin fonksiyonudur. Beyin ruhun elinde bir enstrüman olduğuna göre zeka da dolaylı olarak ruhun bir fonksiyonudur.

Muhteşem bir enstrüman olan beynin zeka dahil pek çok fonksiyonu vardır. Beynin bir fonksiyonu olan zekanın; anlama, algılama, öğrenme, düşünme, ayırt etme, akıl yürütme, problem çözme, yargılama, mukayese etme, sonuç çıkarma, şüphelenme, hafıza, çözümleme, terkip oluşturma, öğrendiğinden yararlanma, yeni koşullara uyum, sayısal (matematik, geometri, mantık ), müziksel, görsel-estetik, bedensel, doğasal, sosyal, icat etme, keşif yapma, okuma, konuşma, yazma, kurgulama, hayal kurma, sezgi, kendini bilme, iletişim kurma, azmetme, dürtülerini frenleme, başkalarının duygularını sezinleme, başkalarının duygularını anlama, duyguları paylaşabilme, kendi duygularını yönlendirebilme, başkalarının duygularını yönlendirebilme, üç boyutlu şekillerde matematiksel işlemler yapma, şekil çizme, resim yapma, görüntüleri hafızada saklama, eşyalarını kaybetmeme, kaybedilen eşyayı bulma, metafizik düşünme, ruhsal veya dini anlayış, felsefi düşünebilme, demokratik düşünebilme, zaman mefhumunu kavrayabilme, saate bakmadan zamanı tahmin edebilme, geçmişe gidebilme, geleceği görebilme, “Sonsuz Ötesi” mefhumunu kavrayabilme, düşünerek “Sonsuz Ötesi”ne gidebilme, en-boy-yükseklik-zaman boyutlarını aynı anda düşünebilme, dört boyuta ilaveten diğer boyutları da aynı anda düşünebilme, yön tayin edebilme, yönetebilme yeteneği gibi şubeleri vardır.

Akıl ve zeka farklı şeylerdir. Zeka beynin bir fonksiyonudur ve çok zeki bir kişi aynı zamanda akılsızca işler yapabilir. İleri derecede zeki bir kişi çok yararlı buluşlar yapabileceği gibi yeterince akıllı değilse maalesef banka da soyabilir, insanların hesaplarını da boşaltabilir, atom bombası da üretebilir. Fakat akıllı insan ortaya koyduğu eylemlerde hem kendisinin hem de çevresinin yararını gözetir. Akıllı insan beynin bir fonksiyonu olan zekayı kullanarak kitle imha silahları üretmez. Çevresindeki varlıkları da korur, onlara zarar vermez. Zeki insan ateist olabilir ama akıllı insan ateist olmaz. Aklını rehber edinmiş kişi er veya geç Tanrı’yı bulur. 

Ruh, beynin bir fonksiyonu olan bilinç aracılığıyla çevreyi algılar. Ruh aynı zamanda kendinin de farkında olan bir cevherdir. Onun özünde iyilik vardır. Hatta o derece iyilik vardır ki bazen kişi kendisini sıkıntıya sokacağını bildiği halde bir iyiliği yapmaktan vazgeçmez.

 Akıl ruhun bir fonksiyonu olup iyiyi-güzeli-doğruyu arama, adalet duygusu, ahlak, vicdan, sevgi, kalp gözü, sağ duyu, iman gibi pek çok şubelere sahiptir. Ayrıca aklın; iyiyi kötüden ayırt etme, menfaatini bilme ve tedbir alma gibi yetenekleri vardır.

 Nefis de ruhun bir fonksiyonudur ve yemek-içmek, iyi giyinmek, çok iyi evde oturmayı arzulamak, zengin olmayı istemek, iyi araca binmek, her şeyin en iyisine sahip olmayı arzulamak, açgözlülük yapmak, oburluk etmek, kıskanmak, aşırı rahatlık istemek, tembellik etmek, öfkelenmek, öfkesini dışarı vurmak, gezmek, eğlenmek, kendini beğenmek, meşhur olmayı arzulamak, övülmek, alkışlanmak, öne çıkma arzusu, baş olmayı-emretmeyi istemek, ilmini ve zenginliğini gösterme arzusu, çok konuşma isteği, güzel konuştuğunu gösterme arzusu, şehevi arzular, keyif yapmak, haz almak, tatmin olmak, gönlünü hoş etmek, sevilmeyi istemek, huzuru yakalamak, mutlu olmak, acı çekmekten kaçmak gibi şubeleri vardır. Nefsin istekleri meşru, helal ve etik yollardan karşılanmalıdır. Bu nedenle nefsini aklının emrine veren kişi; iyiye, güzele, doğruya yelken açmış; kurtuluşa ermiş ve gerçek özgürlüğe kavuşmuştur. O huzuru yakalamış yüce bir varlıktır. Ahirette de onun yeri cennettir. Cennet nimetleri ise saymakla bitmez.

Akıl, zekaya göre daha kapsamlıdır. Çünkü içinde zekanın şubelerinden olan düşünme, anlama, idrak etme (algılama) gibi yeteneklere ilaveten iyiyi kötüden ayırt etme, menfaatini bilme ve tedbir alma gibi yetenekler de vardır.

Sevgi, aklın bir şubesidir. Akıllı kişi sever, sevmesini bilir. İnsan aynı zamanda nefse sahip olduğundan dolayı sevilmeyi de ister. Sevmek ve sevilmek güzel şeylerdir. Bunlar sevgiyi çoğaltır. Sevginin çoğalması Allah’ın hoşuna gider.

Vicdan da aklın bir şubesidir. İyi ve kötüyü ayırt etme konusunda yardımcı olan en önemli unsurdur. Ayrıca Allah tarafından gönderilmiş vazifeli elçiler ve kutsal metinler de bu konuda yol göstericidir. Yine de iyiyi kötüden ayırt etme noktasında şüphede kalıyorsanız zihninizi kullanarak o olay veya durumun yaygınlaştığını, evrenselleştiğini düşünün. Bir de olaya bu şekilde bakın. Doğruya ulaşmanız daha kolay olacaktır.

Gönül, nefsin bir şubesidir. Sevgi ve diğer duyguların yaşandığı yerdir. Gönül konusunda çok dikkatli olmak ve hiç kimsenin gönlünü kırmamak gerekir. “Öğreti”yi benimsemiş bir kişi asla hiç kimsenin gönlünü kırmaz.

Zihin, beynin şahane, çoklu bir fonksiyonudur. Gerçek patron ruh olduğu için, zihin dolayısıyla ruhun da çoklu bir fonksiyonudur. Zihin fonksiyon görüyorken, bilince; akıl ve çeşitli türleriyle zeka eklemlenmiş konumdadır. Zihinsel işlevden söz ediyorsak öncelikle bilinç açık demektir. Bu esnada bilinç ile birlikte akıl ve anlama, algılama, öğrenme, düşünme, hafıza, matematiksel işlemler yapma gibi daha pek çok zeka bölümleri aynı anda faaliyettedir. Bazen bunların arasına nefis ve irade de katılır. Zihnin faaliyetleri esnasında yine muhteşem bir enstrüman olan beyin devrededir.

Ruh, evreni oluşturan esas kaynaktan, tek kaynaktan (Ana Ünite’den) geldiği için çevreyi ikilikçi (dualistik) değil tekil olarak algılama ve değerlendirme eğilimindedir. Çevresindeki çeşitli koşullanmalar buna engel olmaya çalışsa da ruh olgunlaşıp kemale erdikçe birlik bilincine yaklaşır. Bilgelik dediğimiz süreç de aslında böyle bir yolculuğun adıdır. 

Bilinç, akıl, nefis ve irade ruhun fonksiyonlarıdır. Ruh, irade fonksiyonunu kullanarak nefsini aklının emrine verebilirse büyük oranda kurtuluşa ermiş demektir. Akıl; iyiye, güzele, doğruya, hakikate götürür. Üstelik akıl nefsin de hakkını verir. Nefsini aklının emrine vermiş olan ruhlar daha da güçlenmiş, olgunlaşmış ruhlardır. 

Beynin bir fonksiyonu olan zeka; akla da, nefse de, iradeye de hizmet edebilir. Patron yine ruhtur. Burada irade devreye girerek nefsi dizginlemeli ve onu aklın emrine vermelidir. Bu esnada zeka, irade ve akla yardımcı olmalıdır.

Şeytan görevi gereği dışarıdan kötü telkinlerde bulunur ve kişiye çok çeşitli vesveseler verir. Nefis bu telkinlere uymak ister. Ancak akıl devreye girer ve iradeyle birlikte kötü eylemi engeller. Beyin ve onun yönetimindeki beden sadece şahane bir enstrümandır, araçtır. Akla da nefse de hizmet edebilir. Beyin çevreden gelen telkinleri alır, değerlendirir, karar haline getirir ve uygular. Beyin aklın emrinde çok iyi şeyler yapabileceği gibi, şeytanın telkinleri ve nefsin etkisiyle çok kötü şeyler de yapabilir. İnsanoğlu iyilikte olduğu gibi kötülükte de adeta sınır tanımayan bir varlıktır.

Haz ve tatmin arayışlarının, arzuların, hırsların sonu yoktur. Huzuru ve mutluluğu yakalamak istiyorsanız nefsinizi aklınızın emrine vereceksiniz. Yani dizginler nefsinizin elinde değil, aklınızın elinde olacak. Patron nefis değil, akıl olacak. Böylece siz de huzuru ve mutluluğu yakalayacaksınız.

Kişi aklını kullanarak, kendisine verilen “Kısmi İrade” ile tercihlerini iyiden, doğrudan ve güzelden yana yapmalıdır. Nefsini meşru, helal ve etik yollardan tatmin etmelidir.

Zeka beynin bir fonksiyonu olduğundan çok zeki, özel bir beynin yapabileceği iyilikler de kötülükler de çok ileri boyutlarda olabilir. Bu nedenle “eğitim, eğitim, eğitim” diyoruz. Bir enstrüman olan beynin iyiliğe programlanmasının hayati önemi vardır. İnsanlar etkin bir eğitimle sevmeye, vermeye ve erdemli olmaya programlanabilirler. Beyin o kadar güçlüdür ki, aklın rehberliğinde duygulara bile yön verebilir. Hatta “Tekamül Basamakları” içerisinde yükselmiş üstün şahsiyetler en güçlü duygulardan biri olan ve insanın vücut kimyasını değiştiren “aşk” konusunda dahi kontrolü elden bırakmazlar. Adeta duygularına hükmederler. 

Kişi “Tekamül Basamakları” içerisinde yükseldikçe giderek kusurlarından arınır, nefsi olgunlaşır ve tertemiz olur. Tertemiz oldukça Tanrı’ya daha da yaklaşır ve benzer.

Ne mutlu nefsini aklının emrine verenlere…