Kader (Destiny)

Evreni yaratan “Yüce Yaratıcı”nın “Sonsuz Ötesi” iradesine “Bütüncül İrade” (COMPLETE WILL) dersek, bundan bilinçli varlıklara verilen bölüme de “Kısmi İrade” (PARTIAL WILL) diyebiliriz. İnsan sahip olduğu bu irade ile tercihlerini yaşam boyu iyiden, kötüden veya “nötr”den yana kullanacaktır. 

“Kısmi İrade” vardır. Eğer insana “Kısmi İrade” verilmeseydi ve kişi yaptığı tüm işleri programlanmış bir robot gibi otomatik olarak yapsaydı hiçbir eyleminden sorumlu tutulamazdı. Ayrıca oynanan “Büyük Oyun”da bu kadar zengin ve renkli olmazdı. “Kısmi İrade”nin varlığı aynı zamanda Tanrı’nın insana ne kadar çok değer verdiğini de gösterir. 

Ezeli ve ebedi ilmiyle Tanrı baştan sona olmuş ve olacak her şeyi bilir. Bu O’ nun mutlak ilminde saklıdır. Bir insanın “Kısmi İrade”siyle hangi tercihleri yapacağını, sadaka verip vermeyeceğini, dua edip etmeyeceğini önceden bilir. Şu anda da, on yıl sonra da, bir ömür boyunca da o kişinin neler yapacağını hep bilir. Bu, “Bütüncül İrade”nin hükmettiği “MUTLAK KADER” (ABSOLUTE DESTINY)dir. Ayrıca bir insanın ne zaman ve nerede doğacağı, hangi ailede dünyaya geleceği gibi bilgiler ile iradesiz varlıkların kaderi de “MUTLAK KADER”in içinde yazılıdır. Asla değişmez. Çünkü “MUTLAK KADER” “Yüce Yaratıcı”nın takdiridir, “Sonsuz Ötesi” ilmindeki mutlak bilgidir ve kesindir. Bir de Tanrı’nın insana verdiği “Kısmi İrade” vardır ki bu iradenin hükmü sadece “DEĞİŞEBİLİR KADER” (CHANGEABLE DESTINY) adını verdiğimiz alanda geçerlidir. İnsan “Kısmi İrade”sini kullanarak gerçekten de özgürce bir şeyler yapar, dua ile gelecekte olabilecek bazı şeyleri değiştirebilir ama yaptıkları tamamen “DEĞİŞEBİLİR KADER” alanındadır ve “MUTLAK KADER” ile hep uyumludur. Şurası kesinlikle bilinmelidir ki gelecekte olacak olan her şeyin Tanrı’nın bütüncül ilminde kayıtlı bulunması insanın “Kısmi İrade”sini özgürce kullanmasına engel değildir. İnsan “Kısmi İrade”sini kullanırken tamamen özgürdür. Yani Tanrı’nın mutlak ilmiyle olmuş ve olacak her şeyi bilmesi ayrı şey, insanın “Kısmi İrade”sini özgürce kullanması ayrı şeydir. 

İnsan gelecekte olabilecek şeyler için dua edebilir. Tanrı duayı kabul ederse gelecekte olacak olan şey edilen dua doğrultusunda değişir. Ancak bu değişiklik “DEĞİŞEBİLİR KADER” alanındadır. Burada “MUTLAK KADER”in kesinlik ilkesi yine geçerliliğini korumuştur. Çünkü Tanrı ezeli ve ebedi ilmiyle sizin o duayı yapacağınızı önceden bildiğinden “MUTLAK KADER”inizi zaten öyle yazmıştır. Dua olayında görüyoruz ki “DEĞİŞEBİLİR KADER”iniz değişmiş fakat “MUTLAK KADER”iniz değişmeden aynen kalmıştır. Üstelik duanız da kabul olmuştur. İşte Tanrı böylesine muktedir ve yücedir. Her şeye gücü yetendir. 

Kişinin yaptığı iyilikler neticesinde ömrü uzatılabilir. Tanrı o kişinin ne gibi iyilikler yapacağını önceden bildiğinden “MUTLAK KADER”de o kişinin ömrünü zaten uzun olarak yazmıştır. Böylece iyilikler yapan o kişinin ömrü uzatılarak “DEĞİŞEBİLİR KADER”i değiştirilmiş, “MUTLAK KADER”i ise değiştirilmeden aynen kalmıştır. Üstelik o iyi insan aynı zamanda mükafatlandırılmıştır. Madem ki değişmez “MUTLAK KADER”imizde ne yazılmış olduğunu önceden bilemiyoruz, öyleyse akıllı davranarak iyilikler yapmalıyız ve “DEĞİŞEBİLİR KADER”imizi kendi lehimize değiştirmeliyiz. Bir kişinin sevmesi, vermesi ve erdemli olması Tanrı’nın hoşuna giden şeylerdir. 

Karl Marx “Tarihte her ne olmuşsa başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur” diyor. Biz de bu sözü günümüze taşıyıp “Geçmişte her ne olmuşsa başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur” diyoruz ve bir dakika önce olup bitmiş olayları bile buna dahil ediyoruz. Çünkü “Determinizm Perdesi” gereğince olay öncesi bütün şartlar hazırlanmış ve olay “Mutlak Kader” doğrultusunda cereyan etmiştir. 

Bilgece düşünerek “Geçmişte her ne olmuşsa başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur” tarzındaki bir inancı benimsemek insanları çok rahatlatabilir. Böyle düşünenler başkalarını yargılamazlar ve gerektiği yerde herkesten önce özür dilemekle birlikte “keşke” kelimesini kullanmazlar. Çünkü her ne olmuşsa determinizm perdesi gereğince şartları önceden hazırlanmış ve başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur. Ancak bu görüş bizim geçmişe giderek yaşanmış olaylardan dersler çıkarmamıza engel teşkil etmemelidir. Geçmişe cesurca ve akıl dolu tarzda giderek oradan gerekli dersleri de almalıyız. 

İnsanın genlerinde kendisini hem iyiye hem de kötüye doğru yönlendiren özellikler yaratılıştan itibaren vardır. Ruhunda ise akıl, nefis ve irade fonksiyonları mevcuttur. Eğer insan iradesini doğru yönde kullanarak nefsini aklının emrine verebilirse kurtuluşu büyük oranda yakalamış demektir. Çünkü o andan itibaren yapacağı tüm işlerde nefsini değil aklını rehber edinecektir. Akıl ise iyiye, güzele, doğruya ve hakikate doğru götüren bir rehberdir. Yeterince akıllı olan her insan sever, verir ve erdemli olur; doğruyu görür, kendini bilir, gerçeği bulur. Eğitimle kişinin iyi yönlerini artırmak ve kötü yönleri törpülemek mümkündür. Eğitim öylesine etkili bir enstrümandır ki, doğru kullanılırsa, onunla insana aklını nasıl rehber edinebileceği bile öğretilebilir. Akıllı kişi hangi işi yaparsa yapsın teslimiyetçi olmaz ve elinden gelen en iyi performansı ortaya koymaya çalışır. Çünkü “MUTLAK KADER”de ne yazılmış olduğu bilinmemektedir ve milyarda bir ihtimal bile olsa her umut ışığını değerlendirmek gerekmektedir. Elden gelen her şey yapılır ve gerisi Tanrı’ya havale edilir. Sonuçta nasıl bir durum ortaya çıkarsa çıksın “Geçmişte her ne olmuşsa başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur” denir ve “Bütüncül İrade”ye bilgece teslim olunur. 

İnsan günlük yaşantısında akıllı davranmayı bilmelidir. Farzedelim öyle bir olay başınıza geldi ki özür dileseniz de dilemeseniz de olur. Böyle bir fırsat asla kaçırılmamalı ve özür dilenmelidir. Çünkü başka hiçbir kazancınız olmasa bile karşınızdaki insanı mutlu etmiş olacaksınız. Bir insanı mutlu etmek az kazanç mıdır? Ayrıca özür dilemek çok olumlu bir eylemdir. Çünkü özür dilemekle muhtemel bir çatışmayı önlersiniz, nefsinize karşı bir kez daha zafer kazanmış olursunuz ve itibarınız artar. Bir özür dileme eyleminin içinde “50 Erdem”den nefsinin kölesi olmamak, iyi huylu olmak, asil tavırlı olmak, merhametli ve vicdanlı olmak, hoşgörülü olmak, orta yolu benimsemiş ve ılımlı olmak, alçakgönüllü olmak, barışsever olmak, kibar olmak, sağduyulu olmak, saygılı olmak, sabırlı olmak, sorumluluk sahibi olmak, zeki-akıllı ve aklını rehber edinmiş olmak, empati yapabilmek, irade sahibi olmak, pozitif düşünceli olmak, lüzumsuz konuşmamak fakat konuşmak gerektiğinde de sessiz kalmamak, bilgece düşünerek yargılamamak, evrensel değerlere önem vermek gibi tam 20 adet erdem mevcuttur. Özür dileyen kişiye çok saygı duyulur. Çünkü o kişinin nefsinin kölesi olmadığı ve tekamül basamakları içinde de en azından dördüncü makamda olduğu anlaşılır. En azından diyoruz, çünkü çok daha üst makamlarda olma ihtimali de vardır. 

“Kısmi İrade”ye sahip olan insanoğlunun genetik yapısında iyilikle birlikte kötülüğün de var olması “Büyük Oyun”u daha zengin ve renkli bir hale getirmektedir. Aslında olup biten her şey bir oyundan ibarettir. Bu oyunun içerisinde şeytan bile bir aktördür ve “kaderin memuru”dur. Yunus Emre bir şiirinde “Var biraz da sen oyalan” diye seslenmektedir. Gerçekten de İnsan dünya hayatında bir yandan oyalanırken diğer yandan “Kısmi İrade”siyle özgürce bir şeyler yapmakta ve rolünü oynamaktadır. Bu esnada kendisine irade ile birlikte iktidar, zenginlik, fakirlik gibi pozisyonlar verilerek nasıl davranacağı da gözlemlenmektedir. Hatta kendisinin dışında, evren denilen sahnede, sıradışı ve bir kısmı da aşırı derecede iyi veya kötü olaylar yaratılarak onlar karşısında nasıl bir tutum takınacağı da ayrıca izlenmektedir. 

Madem ki bu bir “Büyük Oyun”dur, öyleyse oyunda yer alan aktörler akıllı davranarak sevmeli, vermeli ve erdemli olmalıdırlar. Çünkü oyunun sonunda dönüş O’nadır. Dönüşte “Tekamülün 10 Basamağı” içerisinde daha yüksek makamlarda yer alanlar daha karlı çıkacaklardır. Müjdeler olsun “Kısmi İrade”lerini akıllıca kullanarak daha üst makamlara yükselenlere, “İdeal Toplum” sınırından içeriye girenlere, Tanrı’nın dostu olanlara ve bir dost olarak O’na kavuşanlara.

Selam olsun…