İbadet

İbadet “Yüce Yaratıcı”ya karşı sevgi, saygı, samimiyet, itaat, boyun eğme, sığınma, acziyet, tefekkür, yüceltme ve tapınmanın en ileri derecesini gösteren düşünce, söz ve davranışlardır. Bütün bu eylemlerde amaç O’nun rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaktır. 

İbadet edilmeye layık tek varlık Tanrı’dır. Sadece O’na yönelmek gerekir. Sadece O’na ibadet edilir ve yalnızca O’ndan istenir. Sadece Allah’a kulluk edip yalnızca O’ndan istemek kişiyi özgürleştirir. Çünkü O’ndan başka hiç kimseye ve hiçbir makama kulluk etmez. Bu ne büyük özgürlüktür. Ayrıca ibadet edenler hangi dinden, mezhepten veya felsefi görüşten olurlarsa olsunlar ferdi veya topluca yapılan tüm ibadetler, dualar, zikirler, mantralar, ritüeller, tefekkürler, teşekkürler ve şükürler sonuçta hep O’na gider. 

İbadet etmek “Çoklu Erdem İçeren Eylemler”dendir. Dolayısıyla çok pozitif bir eylemdir. Beden, zihin ve mal ile yapılan tüm ibadet çeşitleri göz önüne alındığında ibadet etme eyleminin içerisinde “Öğretimiz”deki “50 Erdem”den iyi huylu olmak, asil tavırlı olmak, hizmet ehli ve yardımsever olmak, merhametli ve vicdanlı olmak, vefalı olmak, orta yolu benimsemiş ve ılımlı olmak, sağduyulu olmak, cömert olmak, saygılı olmak, sabırlı olmak, şükretmesini bilmek, sorumluluk sahibi olmak, zeki-akıllı ve aklını rehber edinmiş olmak, empati yapabilmek, irade sahibi olmak, pozitif düşünceli olmak, ümitvar olmak, güçsüzleri korumak, evrensel değerlere önem vermek gibi toplam 19 adet erdem vardır. 

Varlık alemindeki canlı ve cansız bütün varlıklar kendi lisanlarıyla Allah’ı tespih ederler, zikrederler. Doğa yasaları da bir çeşit ibadettir ve varlıkların Tanrı’ya boyun eğmelerinin bir göstergesidir. Buna göre elektron da atom çekirdeğinin etrafında dönerken ibadet eder. 

Aklını rehber edinmiş olan her bilinçli varlık er veya geç Tanrı’yı bulur. Sonrasında da ibadetlerini en azından farzları yerine getirecek şekilde yapar. İleri derecede akıllı olan kişi ise Tanrı her an kendisiyle berabermiş gibi yaşar. İbadetlerini de o şekilde yapar. 

Tanrı’nın bizlerin ibadetine ihtiyacı yoktur. İbadet etmeye, dua etmeye, sığınmaya, tapınmaya ihtiyacı olan yarattığı varlıklardır. Tanrı’yı anmak, O’ nu zikretmek kalplere huzur verir. İbadet bünyedeki negatif enerjiyi alıp yerine pozitif enerji doldurur. Kişiye huzur ve güven duygusu verir. Yenilen yemekler nasıl ki vücudu besliyorsa, ibadet etmek de ruhu besler. İyi yemeklerin vücuda keyif vermesi gibi gerçek ibadetler de ruha keyif verir, onu mutlu eder. Zaten gerçek bir din veya öğretiye ait uygulamalar kişiyi mutlu etmeli ve hayat kalitesini de yükseltmelidir. 

İbadetler, ibadet eden kişi için çok yararlı oldukları gibi toplumsal yapının iyileştirilmesi noktasında da önemli rol oynarlar. İbadet ve inanç insanda amacı olan, güçlü, uyumlu, sağlam yapılı ve sağlıklı bir kişiliğin oluşmasına katkıda bulunur. İbadet yardımseverlik duygularını artırırken kötülük işleme ihtimalini azaltır. Zararlı alışkanlıklar da ibadet edenlerde nispeten daha az görülür. Düzenli yapılan ibadetler insanı manevi açıdan olgunlaştırır, beden ve ruh sağlığı üzerine olumlu etkiler yapar, mutluluğu artırır ve ömrün uzamasına vesile olur. Eğitim ve ibadetler kişinin “Tekamülün 10 Basamağı” içerisinde yükselmesini sağlayan en önemli faktörlerdir. 

İbadet bilinçli bir varlık ile Tanrı arasındaki çok özel bir ilişkidir. İbadet etmek o kadar önemlidir ki, bir “Kusurlu Ünite” ibadet anında “Ana Ünite” ile yani “Varlık Aleminin Tek Sahibi” ile doğrudan iletişime geçmiş olur. Hz. Muhammed “Namaz müminin niracıdır” derken bunu ne kadar mükemmel anlatıyor. İbadet kişiyi Tanrı’ya işte böylesine yaklaştırır, iç huzuru sağlar ve mutlu eder. Kişi ibadet ve zikirle Allah’a ne kadar çok yaklaşırsa gücü ve mutluluğu da o oranla artar.

İbadet eden kişi temiz olmalıdır. Manevi kirlerden arınmadan önce maddi kirlerden de arınmak gerekir. Abdest alıp temizlenmek ve ibadet sırasında yapılan hareketler, ritüeller beden sağlığı için çok yararlıdır. Orucun vücuda sağladığı faydalar saymakla bitmez. Zekat ve sadaka vermek ise birçok yarayı sarar ve toplumsal barışa katkıda bulunur. 

“Öğretimiz”deki “50 Erdem”den bir tanesi de orta yolu benimsemiş ve ılımlı olmaktır. Bu, ibadet konusunda da geçerlidir. En güzeli “nefsin” ve çevredeki tüm varlıkların hakkını da vermek ve dolayısıyla orta yolu benimsemektir. 

İbadet anında Tanrı ile bire bir iletişim kurulduğu için artık bütün her şey geride bırakılmalıdır. Tüm benlik ile samimi bir şekilde yalnızca O’na dönülmeli, O’nun yüce huzurunda bulunulduğu asla unutulmamalı ve ibadet huşu ile yerine getirilmelidir. 

İbadet temiz olan her mekanda yapılabilir. Yatarken, otururken, yürürken, çalışırken yerine getirilebilir. Tanrı’yı anmak, O’na kalpten şükretmek, O’nun yüceliğini düşünmek hep ibadettir. Siz ailenizin rızkını helal yoldan kazanmak için çalışıyorsanız iş esnasında yaptıklarınızı Tanrı ibadetten sayar. Hatta işten gelip istirahate çekildiğinizde uykunuz bile ibadetten sayılır. Nefsinize hakim olur, kötü düşünmez, kötü konuşmaz, gıybet etmez, hırsızlık yapmaz, yolsuzluğa bulaşmaz, haram yemez, kötü gözle bakmaz, kötü şeyler dinlemez, harama yol açabilecek şeylerden uzak durur, kimseyi incitmezseniz tertemiz yaşadığınız bütün bu süreler de ibadetten sayılır. Tanrı’nın öyle dostları vardır ki bu şekilde günde 24 saat namaz kılmış ve yılda 365 gün 6 saat oruç tutmuş sayılırlar. Onlar oruçlarını beyin dahil bütün azaları ile tutarlar.

Belirli dini ritüellerin dışında Tanrı’ya tam bir şekilde konsantre olunması ve tefekkür edilmesi, zikirler yapılması, mantralarla meşgul olunması, kutsal metinlerin okunması, yılın belli zamanlarında oruç tutulması, bazı kutsal mekanların usulüne uygun ziyaret edilmesi, fakirlere ve ihtiyaç sahibi kişilere maddi ve manevi yardım yapılması, fert veya toplum yararına çalışmak, ilim sohbetleri yapmak, ilim öğrenmeye gayret etmek, yararlı bilimsel araştırmalar yapmak, sevmek, vermek, erdemli olmaya gayret göstermek gibi Tanrı’ya yaklaştıran her türlü iyi hal ve davranışlar değişik ibadet şekilleridir. İyi bir kişi olmaya gayret göstermek başlı başına bir ibadettir. Bu bağlamda “Öğretimiz”i öğrenmeye çalışmak da bir ibadettir. Uzaya insanlığı taşımak üzere cesur bir şekilde uzay yolculuğuna çıkan fedakar şahısların yaptıkları işler, attıkları adımlar da ibadetten sayılır. 

Nasıl dua edileceğini bilmek de önemlidir. Hac ibadetimizi yaparken yanımızda gerçek bir din alimi olan Kayser Hocaefendi vardı. Tüm hazırlıklar yapılmıştı ve Beytullah’ı ilk kez görecektik. O mübarek yapıyı ilk gördüğünüz anda yapılan her duanın kabul olunacağına inanılır. Bizler hangi duayı yapacağımızı düşünürken hocamız bize dedi ki: “En güzel dua ebedi saadetler dilemektir.” Gerçekten de bu ne müthiş bir yaklaşım, ne kadar şahane bir dua. “Ebedi saadetler” yani şimdi ve hep, sonsuz ve “Sonsuz Ötesi Saadetler”, nihayetinde “Yüce Yaratıcı”ya kavuşma. Bu ne büyük bir dua. Hayatımız boyunca bu duayı dilimizden düşürmemeliyiz. 

Dünya hayatı bitip ebedi hayat başladığında tüm bilinçli varlıklar yaptıklarının ve yapmaları gerekirken yapmadıklarının hesabını verirken Tanrı ibadet konusu kendisiyle doğrudan ilgili olduğu için o kişiyi fazla üzmeden çabucak affedebilecektir. Fakat bir “Kusurlu Ünite”nin üzerinde diğer bir “Kusurlu Ünite”nin hakkı varsa önce onun bedeli ödettirilecek ve “Kusurlu Üniteler” tertemiz olduktan sonra Tanrı’ya kavuşacaklardır. 

İbadet zorlamayla olmaz. Olsa da o ibadetin değeri kalmaz. Onun için aile bireyleri dahil hiç kimse ibadet konusunda zorlanmamalıdır. Ancak kişilere çok kibar ve tatlı bir üslup ile telkinde bulunulabilir. 

Geçmişte bazı dinlerde ibadet amacıyla insan kurban edilmiştir. Böylesi bir eylem ibadet değildir, cinayettir ve şeytani bir davranıştır. İslamiyette belirli hayvanlar kurban edilebilir ancak bu bile farz olan ibadetlerden değildir. Zaten et mümkün mertebe az miktarda ve olabildiğince seyrek yenmelidir. Öncelikle bitkisel proteinler ve diğer protein kaynakları tercih edilmelidir. Gelecekte etler laboratuvar ortamında üretilecektir fakat o zamana kadar mübarek hayvanları korumak ve onlara en ufak bir acı çektirmemek gerekir. Bunun için bütün tedbirler alınmalıdır. Veteriner fakülteleri diğer işlerini ikinci plana atıp tamamen bu iş üzerine odaklanmalı ve et elde edilirken hayvanlara asla en ufak bir acı bile çektirilmemelidir. Kasaplık yapacak kişiler ciddi bir şekilde eğitimden geçirilmeli ve kendilerine diploma alma mecburiyeti getirilmelidir. Diploması olmayan kişiler hayvana asla el sürmemelidir. “Hayvan Hakları” da aynı “İnsan Hakları” gibi çok iyi korunmalıdır. Evcil veya evcil olmayan herhangi bir hayvana zarar veren, inciten veya öldüren kişi bu suçu sanki insana karşı işlemişçesine cezalandırılmalıdır. Bu konuda gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. 

Varlıklar kutsaldır. Etinden istifade edilen hayvanlar ise ayrıca kutsaldır. Onlara çok kibar ve anlayışlı davranmak gerekir. Doğrudan cennete gidecek olan bu mübarek hayvanlar yapılan klasik yemek duasının dışında ayrıca duayı hak etmektedirler. Bu nedenle her kim et yerse, etini yediği o hayvanın cennetin en üst kademesine gitmesi için ayrıca dua etmelidir. Allah‘ın “Sonsuz Ötesi” gücü her şeye yeter. O dilerse cennetin en üst kademesini kendi içinde trilyonlarca dereceye ayırır ve o mübarek hayvanı da oraya özel olarak yerleştirir. 

İbadet konusunda son sözlerimiz şöyledir: Yapılan ibadetlerin hiçbir varlığa zararı dokunmaması bir yana, hem ferde hem de topluma ayrıca olumlu katkıları da bulunmalıdır. Gerçek din veya öğreti odur ki; evrene barış, refah, özgürlük, mutluluk getirmeli ve peşinden giden kitlelerin hayat kalitesini bariz şekilde yükseltmelidir.