Büyük Oyun (The Great Play)

Tüm evren oynanacak “Büyük Oyun”a göre tasarlanmış ve dizayn edilmiştir. Yani evren koskocaman bir sahne, varlıklar ise oyuncu veya dekordur. Her bilinçli varlık kendi rolünü oynamaktadır. Zaten hayatın gayesi de her ferdin kendi rolünü oynaması ve bu rolü oynarken “Tekamülün 10 Basamağı” içerisinde elden geldiğince en yükseğe çıkabilmesidir. Kişi tekamül basamakları içerisinde yükseldikçe mutluluğu da kendiliğinden giderek artacaktır. Sonunda O’na kavuşacaktır.

Herkesin ve her şeyin birbiriyle irtibatlı olduğu görünür evren ve saklı düzende her varlık değerli ve önemlidir. Sahnedeki her oyuncu ayrı ayrı öylesine önemlidir ki tüm olaylar o tek kişinin etrafında cereyan etmektedir. Her fert kendisi için yazılmış olan senaryoda başrol oyuncusu, diğer bireylerse rollerinin durumuna göre ikinci, üçüncü derecede oyuncu veya figüran konumundadır. Çevresindeki tüm cisimler hatta evren o tek kişi için bir sahne veya dekordur. 

Dünyada tek dikili ağacı bulunmayan, hatta geçimini sadaka ile sağlayan birisi bile başrol oyuncusudur. Çünkü onun durduğu yerden bakıldığında dünyadaki bütün olaylar onun yakın veya uzak çevresinde cereyan etmektedir. Hayat denilen senaryoda kişinin kendisi başroldeyken sonra aile fertleri, iş hayatındaki diğer kişiler ve yakın çevresi gelmektedir. Giderek hayatını daha az etkileyen şahıslar bu oyunda yer alırlar. Kendi hayatını minimal düzeyde etkileyen uzak ülkedeki bir devlet başkanı bu vatandaş için ancak bir figüran konumundadır. 

Günlük yaşantıda herkes ayrı ayrı roller üstlenmektedir. Her bir insan eş, baba, evlat, kardeş, akraba, arkadaş, patron, işçi, memur, emekli, öğretmen, doktor, mühendis, asker, polis, hakim, avukat, yönetici gibi roller oynamaktadır. Başrolde hep bireyin kendisi vardır. Değişen ikinci, üçüncü, dördüncü derecedeki oyuncular veya figüranlardır. 

Roller dağıtılırken kimine zengin kimine fakir, kimine patron kimine işçi, kimine devlet başkanı kimine en düşük derecede memur rolü verilmiştir. Herkes kendi rolünü en iyi şekilde oynamak; sevmek, vermek ve erdemli olmakla mükelleftir. Bu oyunda zerre kadar iyiliğin de zerre kadar kötülüğün de karşılığı vardır. Sevenler, verenler ve erdemli olanlar sonuçta kazançlı çıkarlar. 

Roller dağıtılırken hiç kimseye adaletsizlik yapılmamıştır. Çünkü herkes sahip olduğu güç, zenginlik ve nimetler oranında sorumluluk sahibidir. Ebedi hayat başladığında zengin kişiden parasını ve servetini nasıl kazandığı ve nerede harcadığı tek tek sorulurken, fakir insan belki sadece sırtındaki hırkanın hesabını verecektir. Patrona binlerce işçisinin geçimini adaletli bir şekilde sağlayıp sağlayamadığı, devlet başkanına milyonlarca vatandaşına karşı adil davranıp davranmadığı, onlara herhangi bir devlet kurumu tarafından haksız muamele yapıldığında haklarını koruyup koruyamadığı bir bir sorulacaktır. 

Dünya hayatında elde edilecek mutluluk açısından da rollerin dağılımı adaletsiz değildir. Çünkü hayatın geneli düşünüldüğünde, hayata zengin ailede doğarak başlayan bir çocuğun fakir ailede doğarak başlayan bir çocuktan daha çok mutlu olacağına dair kesin bir kural yoktur. Buckingham Sarayı’na yeni bir bebeğin geldiği günlerde gazetelerde çöp kutusuna canlı bir bebeğin bırakıldığı haberini okumuştuk. İşte “Büyük Oyun” bu kadar renkli ve enteresandır. Kimisi hayata sarayda başlar kimisi de çöp kutusunda. Ama bunda hiçbir adaletsizlik yoktur. Umalım ve dua edelim ki her iki bebek de yaşam boyu çok mutlu olsunlar. Fakat hayatın genelinde hangi bebeğin daha mutlu olacağını bu günden öngörmek mümkün değildir. Çünkü hangisi için ne tür bir senaryonun yazılmış olduğunu henüz bilemiyoruz. 

Kader dediğimiz şeyin çok önemli bir kısmını kesişen senaryolar oluşturur. Bir kişi diğeriyle tanışacak ve sonrasında hayatında bir takım değişiklikler olacaksa zamanı geldiğinde senaryoda belirtilen yerde o kişiler mutlaka buluşurlar. Böylece kesişen senaryolarla oyun giderek daha da zenginleşir. 

“Büyük Oyun” öylesine enteresandır ki bu oyunda her zengin kişinin rızkının fakir kişiden daha bol olacağına dair bir garanti yoktur. Rızık bir canlının yiyip içtiği ve yararlandığı şeylerdir. Öyle süper zenginler vardır ki sağlıkları izin vermediği için özendikleri pek çok şeyi yiyip içemezler. Ama sağlıklı fakir bir aile bulabildiği kadarıyla oturup afiyetle yer, içer. Milyarderler bile nasip değilse dünyanın en iyi doktorlarından birine gidip ameliyat olamazlar. Diyelim ki o ülkede herhangi bir hastalık konusunda dünyanın en iyi cerrahlarından birisi yaşamaktadır. Ancak o doktor daha geniş halk kitlelerine hizmet verebilmek için ameliyatlarını en lüks ve en pahalı olan hastanede değil de daha uygun fiyatlı ancak hizmet kalitesi de çok iyi bir hastanede yapmaktadır. Hasta olan milyarderlerden birisinin belki kendi hastanesi bulunmaktadır ve oraya gidip ameliyat olacaktır. Bir diğerinin ise en lüks ve en pahalı olan hastaneyle anlaşmış özel sigortası vardır, bu nedenle o da gidip oraya ameliyat olacaktır. Ülkenin devlet başkanı bile hastalanınca önceden belirlenmiş protokoller izlendiği için o doktoru bulamayabilecektir. Ama fakir bir köylü vatandaş gelecek, nasipse o doktoru bulacak ve doktor ekonomik durumu iyi olmayan hastalarına çok yardım ettiğinden dolayı ameliyatını güzelce olacak ve köyüne mutlu bir şekilde dönecektir. Bir yanda nasibi ve rızkı az bazı milyarderler, diğer yanda nasipli, bol rızıklı fakirler. Büyük oyun bu kadar da renklidir işte. 

“Büyük Oyun”u zenginleştiren unsurlardan biri de “Kısmi İrade”dir. Sadece Tanrı’nın iradesi olan “Bütüncül İrade” bulunsaydı o zaman tüm oyuncular adeta programlanmış robotlar gibi rollerini oynarlar ve oyunun zenginliği azalırdı. Oysa ki varlık alemindeki bilinçli varlıklara “Kısmi İrade” diyebileceğimiz bir irade verilmiş ve oyun daha zenginleşmiştir. Böylece bilinçli her ünite olaylar karşısında iradesiyle seçimini yapmakta ve oyun çok yönlü olarak gelişmektedir. 

“Kusurlu Üniteler” konusu da “Büyük Oyun”a çok zenginlik kazandırır. Varlık alemini yaratırken “Yüce Yaratıcı”, onuncu makamdaki, kusurlarını gizlediği “Ayrıcalıklı Dostları” hariç bütün varlıkları bilerek ve isteyerek kusurlu yaratmıştır. Böylece kusursuzluk denen ayrıcalık sadece kendisine mahsus bir özellik olarak kalmıştır. Varlık alemini oluşturan “Kusurlu Üniteler” kusurlarıyla ve “Kısmi İradeleri” ile oyuna büyük zenginlik katmaktadırlar. Ayrıca irade ile birlikte verilen akıl, nefis ve zeka oyunu çok daha renkli hale getirmektedir. 

“Büyük Oyun”u çok renkli ve zengin kılan faktörlerden birisi de senaryoda determinist bir yolun izlenmesidir. Yani bir olay meydana getirilecekse önce onun sebepleri hazırlanır ve böylece asıl fail gizlenir. Mesela bir kişi zengin edilecekse önce onun ticarete atılması sağlanır ve hiç ummadığı şekilde işleri ilerletilerek holding sahibi yapılır. Bir kusurlu ünitenin fakirken süper zengin olması, sonrasında bunu tolere edip edememesi, diğer insanlara ve varlıklara karşı davranışlarının değişip değişmemesi oyunu çok zevkli ve renkli hale getirir. Olaya dışarıdan bakanlar zengin olan o şahsın sıkı çalıştığı, çok zeki olduğu tarzında şeyler söylerler. Halbuki sık rastlandığı gibi o holdingin içinde de holding sahibinden daha çalışkan, daha zeki ve daha donanımlı kişilerin mevcudiyetini akıllarının ucundan bile geçirmezler. Ama her şeyi gizleyen bir “Determinizm Perdesi”nin varlığını ve onun arkasındaki gerçeği bilenler verenin de alanın da Tanrı olduğunu söylerler. Bütün olan biteni tebessüm ederek keyifle izlerler. Halbuki Tanrı dileseydi o kişinin önüne trilyonlar tutarındaki nakit parayı bir anda koyabilirdi. Buna gücü yeter. Ancak oyunun kuralı böyle değildir. Önce “Determinizm Perdesi” gereği sebepler hazırlanacak ve Tanrı’nın veren eli açıkça görülmeyecektir. Kişi aklıyla, zekasıyla, sezgisiyle ve sağduyusuyla veren eli bulacaktır. Şükredecektir. İçinde barındırdığı imtihan sırrıyla birlikte oyun böylece daha keyifli hale gelecektir. Burada insana düşen görev çalışmak ve her ne iş yaparsa yapsın elinden gelen en iyi performansı ortaya koymaktır. Gerisi Tanrı’nın takdirine kalmıştır. Zaten işler sonunda daima O’nun dediğine varır.

“Büyük Oyun” öylesine geniş kapsamlı ve çeşitliliği bol bir oyundur ki; içinde mutluluk ve mutsuzluk, haz ve acı, sevinmek ve üzülmek, gülmek ve ağlamak, zenginlik ve fakirlik, sağlık ve hastalık, yükselmek ve alçalmak, tokluk ve açlık, sevilmek ve sevilmemek, aziz ve zelil olmak, doğmak ve ölmek, ölmek ve dirilmek beraberce mevcuttur.

Oyun çok enteresandır ve sürprizlerle doludur. Oyun devam ederken Allah hiç ummadığınız kişileri aziz, yine hiç tahmin edemeyeceğiniz kişileri zelil kılabilir. Fakiri çok zengin, zengini çok fakir yapabilir. Önemsiz ve yetersiz gibi gördüğünüz kişilere çok önemli, çok büyük işler yaptırabilir. Bütün bunlar oyunu daha da zenginleştirirler.

Allah evreni zaten “Büyük Oyun”un oynanması için yarattı. Bu oyunun içerisinde kendisinin yaratmış olduğu “Kusurlu Üniteler” tarafından bilinmeyi  ve zikredilmeyi istemesi var. Yarattıklarının bir bölümüne “Kısmi İrade” vererek imtihan sırrının ortaya çıkması ve oyunun zenginleştirilmesi var. Kimlerin daha iyi ameller işleyeceğinin gözlenmesi var. O’nun “Sonsuz Ötesi” gücünün, güzelliğinin ve harika sanatının sergilenmek istenmesi var.

Allah insanı da bu oyunu en iyi şekilde oynayabilecek yetenekte ve O’nun isimlerinin, sıfatlarının “en kamil tarzda” tecelli edebileceği donanım ile yarattı. “Büyük Oyun”u iyi oynayabilmesi için insana ruh ile birlikte bilinç, akıl, irade ve nefis gibi fonksiyonları yükledi. İnsan bu özellikleriyle çok değerli ve önemli bir varlıktır.

Oyunda yer alan her ünitenin bir vazifesi vardır. Hiçbir varlık boşuna yaratılmamıştır. Herkes vazifesini yapar, rolünü oynar. Hangi rolü oynamak üzere yaratılmışsa o rol ona kolaylaştırılır. Şeytan bile “kaderin memuru” olarak görevlendirilmiştir ve oyunu zenginleştiren önemli figürlerdendir.

“Kusurlu Üniteler”in tamamı “Ana Ünite” den yani “Yüce Yaratıcı”dan geldiler ve rollerini oynadıktan sonra yine O’na döneceklerdir. Ancak hesap gününde yaptıklarının ve yapmaları gerekirken yapmadıklarının hesabını verdikten sonra, yani temizlendikten sonra Tanrı’ya geri dönebileceklerdir. Aslında her şey büyük bir oyundan ibarettir. Çünkü yazan da O, sahne de O, sahneye koyan da O, Oynayan da hep O. Bize düşen sevmek, vermek ve erdemli olmak. Yani rolümüzü güzel oynamak. Aslında varlık aleminde Tanrı’dan başka hiçbir şey yok. Bu yokluğa ben de dahilim. Tek mevcut O…